betamax etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
betamax etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Get Into Football

Read more...

17 Temmuz 2009 Cuma

iQ Font

Read more...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

The PEN Story

Read more...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Kubik Barcelona

Read more...

7 Temmuz 2009 Salı

Breeze Reflection

Read more...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Evolution of Dance Party

Read more...

22 Nisan 2009 Çarşamba

The New Way to Communicate


Read more...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Greatest (Debut) Album Ever?

NME, bu haftaki sayısının kapağını 20 yıllık bir fotoğrafla süslemiş, The Stone Roses'ın debut albümünün 20. yılı şerefine. Noel, Liam ve Richard Ashcroft'la görüşmüşler, bir de onlardan dinlemişler bu albümün hikayesini. Bunlara internet sitesinden ulaşılamıyor ama site için, "The Stone Roses hakkında bilmediğiniz 25 şey" başlığı altında bir spesiyal hazırlanmış. En ilginç olan 10 tanesini aparttı dumadumadum.

- Grubun 1988 yılında, henüz albüm yayınlamadan önce verdiği bir konserle ilgili olarak Melody Maker şöyle bir kritik yapmış: "Tahtaya tırnak sürtünce çıkan sese benziyor"

- Mani'nin arkadaşları '80'lerin ortalarında ecstasy yi Britanya'ya ilk sokan adamlarmış. Bu işi, Avrupadan Rolex saat çalıp, bunları Amsterdam'da ecstasy ile takas ederek yürütüyorlarmış.

- Grup, "The Stone Roses" albümünde prodüktörlük yapması için Peter Hook'a teklif götürmüş, ancak Hook New Order'la birlikte "Technique" albümünü kaydetmekle meşgulmüş. Hook, grubun daha önce yayınladığı single "Elephant Stone"un prodüktörlüğünü yapmış ve bu işten 50.000 doları cebe indirmişti.

- Grup elemanları, 1988 yılında Stockport Pizza'da John Leckie ile albümün prodüktörlüğünü üstlenmesi için buluşmuşlar. Reni, Leckie'ye en çok sevdiği albümü sormuş. Leckie, Love'ın "Forever Changes"ı demiş. Grup elemanları kahkahalar içinde "Kesinlikle bizim de en sevdiğimiz" demişler.

- Noel Gallagher, The Stone Roses'ın debut albümü için rave günlerimin soundtrack'idir diyormuş. Bu yasadışı rave partilerinden birinin sabahında, saat 7'de Mani ile esrar içmişliği bile varmış.

- The Rolling Stones vokalisti Mick Jagger, The Stone Roses'dan öylesine etkilenmiş ki, 1989'da Kuzey Amerika'da yapılan Steel Wheels turnesinde ön grupları olmalarını istemiş. The Stone Roses ise bunun yerine Blacpool ve Londra'da iki konser vermekte karar kılmış.

- Kasım 1989'da The Stone Roses, Happy Mondays'le birlikte Top of the Pops'a çıkmadan önce kuliste yaşananlar ise Mani'nin sözleriyle şöyle: "Hepimiz haplanmış ve bulduğumuz herşeye sarılmaya başlamıştık. Sonra Fine Young Cannibals'ın kapısına dayanıp, onlar da ecstasy alsın diye uğraştık. Bu arada gördüğümüz herkese kokain gösteriyorduk."

- Elbow gitaristi Mark Potter, 1994 yılında Bury'de bulunan Square One Stüdyosuna, The Stone Roses için pizza servisi yapmış.

- Slash, 1996'da Guns n' Roses'dan ayrılınca, The Stone Roses'dan aynı yıl ayrılan John Squire'ın yerini doldurmak için teklifte bulunmuş ama grup bu teklifi kabul etmemiş.

- Manchester United takımı, kendi sahasında oynadığı maçlara çıkarken "This is the One" eşliğnde çıkıyor. Ian Brown, 2006'da NME'den Godlike Genius Award'ı Teddy Sheringam'ın elinden alırken açıkladığı gibi oldukça sıkı bri Utd taraftarı ve Old Trafford'dan kombine sahibiymiş.

Çok çok gençken BBC'ye konuk olduklarında, canlı performans sırasında yaşanan elektrik kesintisi üzerine Ian Brown'un müthiş tepkileri:


Read more...

17 Nisan 2009 Cuma

The Meaning of Life!

Bölücü bir film işte. Kimi tiksinir, kimi tapar. Hayatımda en çok güldüğüm 3 filmden biri olmasından dolayı, ikinci grubun insanıyımdır. Dün gece Digi Digi Digiturk, nasıl olduysa aynı günde iki iyi film verdi. Haftasonu oynanan maçtan sonra, benim gibi bir çok insan, "lan, gerizekalı mıyız biz, bu ligi seyretmek için para veriyoruz" tribine girdi herhalde ki, müşteriler kaçmasın diye sinema kanallarına özen göstermeye başladılar. Digiturk'e de geçirdikten sonra, Cuma niyetine bir dua edelim bari.


Dua:
Let us praise God. Oh Lord...
Oooh you are so big...
So absolutely huge.
Gosh, we're all really impressed down here I can tell you.
Forgive Us, O Lord, for this dreadful toadying. (And barefaced flattery)
But you are so strong and, well, just so super. (Fan - tastic.)
İlahi:
Oh Lord, please don't burn us,
Don't grill or toast your flock,
Don't put us on the barbecue,
Or simmer us in stock,
Don't braise or bake or boil us,
Or stir-fry us in a wok...
Oh please don't lightly poach us,
Or baste us with hot fat,
Don't fricassee or roast us,
Or boil us in a vat,
And please don't stick thy servants Lord, In a Rotissomat...

Read more...

15 Nisan 2009 Çarşamba

Dün akşam ne oldu öyle ya?


Bizim futbol dünyamızda 48 saatti futbol konuşulmuyor. Oyunu özlemişiz. Ama bu kadarı da fazla. Nutkum tutuldu. Bir maça "muhteşem, unutulmaz, en iyisi" derken geçmişte seyrettiğimiz maçlara haksızlık ettiğimi, onları aldattığımızı düşünürüm. Suçluluk duygusu kaplar içimi. Varsın suçlu olalım, cezamız neyse çekelim bu gece. Mantık arayan arkadaşına "film ulan bu" dersin ya; işte ondan. Ne oyunun analizi, ne eksikler ne ilk maçın ardından bu dehşet skor. Hangi kalıba sokacaksın, nasıl anlatacaksın ki bu oyunu. Hatta o garip spiker Uğur Önver'i (!)
Eleneceksen böyle eleneceksin kardeşim...
Aceto Balsamico

İlk yarı;
İkinci yarı;

Üşenmedim upload bile ettim. O derece.

Read more...

10 Nisan 2009 Cuma

Further Complications

Jarvis, ikinci solo albümünü Mayıs ortalarında çıkarıyormuş. Aman ne güzel! Morrissey ile kategorilerini ayrı tutarsak, gelmiş geçmiş en iyi söz yazarı diyebilirim kendisi için -ki dedim bile. Zekası ve espri anlayışı uçlarda bir adam. Yeni albümden "Angela" yı konserlerinde uzun zamandır söylüyor ve o videolardan birinde yaptığı giriş konuşmasından anlıyoruz ki, bu özelliklerden herhangi birini kaybetmemiş. Ama '96'da yaptığı çılgınlıkları artık yapacağını sanmıyorum:


Read more...

8 Nisan 2009 Çarşamba

JCDC Versus LEGO


N'aaptınız abicim ya? Yarın öbür gün defilelerin second life'ımsı bir yerde, böyle karakterlerle yapıldığını, katılımcıların e-maillerine gelen kofirmasyon kodunu kabul edip kenarda oturanlardan biri haline dönüştüklerini, kendilerine gelen özel bir şifre sayesinde de defileyi canlı izleyebildiklerini düşündüm bir an. Erkekler için üzücü olur sanırım.

Read more...

27 Mart 2009 Cuma

Dj Shadow!

Bir zamanlar DJ'lerle ilgili bir film seyretmiştim, adına da internet sayesinde güç bela ulaşmıştım. Şimdi düşünüyorum, Scratch isimli bu filmi, sinemada seyretmediğim kesindi, indirmediğim de. Böylece geriye tek seçenek kalıyor; televizyonda seyrettim. Peki acaba, hangi manyak tv kanalı bu filmi verdi diye düşündüm. Cine5'tir kesin dedim ama google'layınca cnbc-e imiş onu gördüm. Neyse buradan hikaye çıkmadı. Yukarıda "Endtroducing....." albümünün kapağı bulunan DJ Shadow'da filmde yer alan isimlerden biriydi. Bahsi geçen albümün dünya tarihinde yapılmış ilk "tamamı, başka parçalardan alınmış sample'larla oluşturulmuş albümü" olduğunu çok duymuştuk. "Nasıl olur, amanın" diye çok söylenmiştik. Scratch filmi, konuyu açıklığa kavuşturmuştu. (Bu arada, videodaki record store ile albüm kapağındakinin aynı olduğu bilgisini doğrulayamadım bir türlü ama fena halde öyle olduğunu söyleyesim geliyor)


Read more...

23 Mart 2009 Pazartesi

Microsoft'tan Gelecek Senaryosu

Sağolsun Microsoft, bize daha iyi bir gelecek sağlamak için hiç durmadan çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor. Yine durmamışlar, 2019'da bilgisayar teknolojisinin varacağı yerle ilgili bir çalışma hazırlamışlar. Fotograflar da bu çalışmanın sonuçları. Seyrettiğimiz videodan (büyük ihtimalle saçma sapan bir şekilde ve anlamsız) manalar çıkarıp, gerekli anti-kapitalist mesajları verdikten sonra videoyu da ekleyeceğiz. Şimdiii, distopik gelecek üzerine çekilen bir filmin senaryosunu alıp, bunu çok güzel bir şeymiş gibi anlatan bir film yapın bakalım. İşte karşınızda Microsoft şeysinin, videosunun senaryosu.

Neresinden bakılırsa bakılsın acayip bir dünya ile karşı karşıyayız videoda. Okulda başlayan gelecek senaryomuzda, biri Avustralyalı diğer Hint çocuğumuz aşmış bir video konferansı sayesinde birbirlerini ve kültürlerini tanıyorlar, sonra da bir bakıyoruz bu görüntüyü annelerden biri iş toplantısına gitmek üzere binmiş olduğu uçakta, önündeki bilgisayardan seyredebiliyor. Bir şirkete geçiş yapıyoruz, Minority Report ofislerinde çalışan alabildiğine yalnız bir insan. Yaptığı çalışmaları flashfolder(!) ına ekliyor, kalkıyor ve biz havaalanına geçiş yapıyoruz. Ama ne havaalanı? Bomboş. Sonrasında bir toplantıya dahil oluyoruz, mutlu çalışanlar görüyoruz. Havaalanında anne karşılanıyor, çok mutlu geçen bir iş toplantısı daha. Sonra da, sakallı amcanın evine gidiyoruz. Ama ne ev! Günümüzde de mevcut olan ama henüz Taş Devri'ni yaşayan akıllı evlerin evrimini tamamlamış hali. İçeride görüntü bu iken, evi bir de dışardan görüyoruz. El değmemiş bir ormanın içinde ahşap bir evmiş meğer. Ofis çalışanlarımıza geri dönüyoruz, gökdelenin üzerinde bir botanik bahçe yaratmanın keyfini sürüyorlar. Sonra bir bakıyoruz, bütün şehir bunu yapıyormuş. Videoyu seyretmeden bu kadar spoiler mi olur denilebilir ama asıl sürprizler görsel olduğundan senaryoyu paylaşmakta bir sakınca yok. Şimdi gelelim sorularımıza.

Bu nasıl dünya Microsoft? Patronlarımız inanılmaz doğa şartlarının içinde huzurlu bir hayat sürüyor, tamam. Üst düzey çalışanlar da über ofislerde çalışarak ve aşmış jetlerle dünyayı dolaşarak bu patronlarımızın işlerini hallediyor. Onların çocukları da, aman ne güzel teknoloji sahibi okullarında eğitimini alıyor. Gözümüz yok, okusun çocuklar. Peki ama biz neredeyiz be Microsoft, insanlar nerede? Dünyada hangi havaalanında böyle bir sakinlik görülmüş? Büyük olasılıkla iklim değişikliği nedeniyle içilebilir su kaynakları yok oldu ve dünyanın büyüüük bir bölümü bu yüzden artık yaşamıyor. E, böylece kaynaklar az kişi tarafından paylaşılınca zenginlik ve refah da artmış gördüğümüz kadarıyla. Oralardan kurtarılanlar da, kurtaranlar tarafından yeraltında işçi olarak çalıştırılıyor olsa gerek. Zaten bu teknolojiyi onlara vermeye kalksan ne olacak? Korsanını yapacak, crack peşinde koşturtacak bizi. Ama teknoloji güzel be Micro, devam böyle.


Read more...

20 Mart 2009 Cuma

Reuben Sutherland

Yazıklar olsun, blogun ilk post'una bak. Bu post, kulağımıza küpe olsun. Gelecekte (2100, 2250) bir video görüp de gaza geldiğimizde, hemen blog'a yapıştırmayalım. Gerçi daha videoyu koymuş değilim, niye dertlendiysem? Ama gelecek bu işte, neler olacağını bilemiyorsun, korkutuyor insanı.

Başlıkta ismi yazılı arkadaş, Röyksopp'un görüntü kalitesinde aşmış yeni videosu "Happy Up Here" ın yönetmeni. O videoyu şu adresten görmek daha faydalı. Alttaki ise, The Phoenix Foundation grubu için çektiği "Hitchcock" videosu. Adamlar neler yapıyor, biz daha blog'a template yapamadık.


Read more...
>

En tepeye koşkoşkoş!